İÇTİHAT METNİ
ÖZET :
➤ Dava, davacı şirketin 2020 yılı kurumlar vergisi beyannamesini ihtirazi kayıtla vermesi ve üç ayrı konuda yaptığı vergi uygulamasına ilişkin çekincelerinin kabul edilmemesi üzerine doğmuştur. Davacı şirket; iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hisselerinin satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesi gerektiğini, özel iletişim vergisinin gider olarak dikkate alınması gerektiğini ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında yapılan bağış ve yardımlarda, kurum kazancının %5'inin belirlenmesi sırasında kanunen kabul edilmeyen giderlerin de hesaba katılması gerektiğini ileri sürmüştür. Vergi idaresi ise bu talepleri kabul etmeyerek ihtirazi kayda konu edilen tutarlar üzerinden tahakkuk yapmış, bunun üzerine davacı tarafından söz konusu tahakkukun ilgili kısımlarının iptali istemiyle dava açılmıştır.
✔ Uyuşmazlığın iştirak hissesi satışından doğan zarar kısmında temel mesele, iki yıldan fazla süreyle şirket aktifinde bulunan iştirak hisselerinin satışından doğan zararın, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin son fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında istisna edilmiş kazançlara ilişkin "gider" veya istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan "zarar" olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Söz konusu düzenlemenin amacı, kurumlar vergisinden istisna edilen kazançların elde edilmesi nedeniyle ortaya çıkan gider ve zararların, kurumun diğer ve vergilendirilebilir kazançlarından indirilmesini engellemektir. Böylece mükellefin hem istisnadan yararlanması hem de istisna edilen faaliyet veya kazanç nedeniyle ortaya çıkan gider ve zararları vergiye tabi kazançtan düşmesi suretiyle çifte avantaj elde etmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu düzenlemenin uygulanabilmesi için ortada gerçekten istisna edilmiş bir kazanca ilişkin gider veya istisna kapsamındaki bir faaliyetten doğmuş bir zararın bulunması gerekir.
✔ Mahkeme, "gider" ile "zarar" kavramlarının aynı şey olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Gider, kazanç elde etmek amacıyla yapılan harcamaları ifade ederken, zarar satış bedelinin maliyet bedelinden düşük olması sonucunda ortaya çıkan ekonomik kaybı ifade etmektedir. Bu nedenle zarar, giderden farklı ve onun sonucunda ortaya çıkabilen ayrı bir kavramdır. Davacı şirketin aktifinde iki yıldan fazla süreyle bulunan iştirak hissesinin satılması da şirketin olağan ve sürekli işletme faaliyeti niteliğinde değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla bu satıştan doğan zarar, istisna edilmiş bir kazancın elde edilmesi için yapılan bir "gider" olmadığı gibi, istisna kapsamındaki sürekli bir "faaliyetten doğan zarar" da değildir. Bu nedenle söz konusu zarar, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin son fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında kurum kazancından indirilmesi yasaklanan zararlar arasında kabul edilemez. Buradan hareketle mahkeme, iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bunun temel nedeni, iştirak hissesi satışında ortaya çıkan zararın, kanunda indirilmesi yasaklanan istisna edilmiş kazanca ilişkin gider veya istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar niteliğinde bulunmamasıdır. Ayrıca, iştirak hissesi satış kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin temel amacı şirketlerin mali yapısını güçlendirmek ve finansman sıkıntılarını azaltmaktır. Bu teşvik mekanizması kapsamında satıştan doğan zararın indirilmesine hiçbir şekilde izin verilmemesi, özellikle iştirak satışına ilişkin istisnanın ekonomik amacını zayıflatacak ve mükellef üzerinde düzenlemenin amacıyla bağdaşmayan ilave bir vergi yükü oluşturacaktır. Bu nedenle davacı lehine olarak, iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hisselerinin satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebileceğine karar verilmiştir.
✔ Kararın ikinci önemli konusu özel iletişim vergisinin gider yazılıp yazılamayacağıdır. Normal kural olarak Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinin birinci fıkrasının 6. bendinde yer alan düzenleme gereğince, işletmeyle ilgili olmak şartıyla gider vergileri kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmektedir. Ancak özel iletişim vergisi bakımından genel kuraldan farklı özel bir düzenleme bulunmaktadır. 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 39. maddesinde özel iletişim vergisinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak kabul edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla burada özel kanun hükmü, genel gider yazma kuralının önüne geçmektedir. Her ne kadar özel iletişim vergisinin kanuni mükellefleri 6802 sayılı Kanun'da belirtilen işletmeciler olsa da, bu işletmecilerin esas itibarıyla vergiyi hizmetten yararlanan kişilerden tahsil edip vergi dairesine yatırmakla yükümlü oldukları, vergi yükünün ise hizmetten yararlananların üzerinde bırakılmasının amaçlandığı kabul edilmiştir. Bunun yanında kanunda özel iletişim vergisinin gelir ve kurumlar vergisi bakımından gider olarak dikkate alınamayacağı açıkça düzenlendiğinden, verginin fiilen kim tarafından ödendiğinin veya şirketin özel iletişim vergisinin kanuni mükellefi olup olmadığının sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle özel iletişim vergisinin, mükellef tarafından doğrudan ödenmiş olsa dahi, gelir veya kurumlar vergisi açısından gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Bu gerekçeyle mahkemenin özel iletişim vergisine ilişkin tahakkuk kısmını iptal eden kararının hukuka uygun olmadığı ve davalı idarenin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddedilmesinin yerinde bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
✔ Bağış ve yardımlar bakımından ise mahkeme, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların, bağış ve yardımlardan kaynaklanan tahakkuk kısmına ilişkin önceki mahkeme kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başka bir ifadeyle, davacının yaptığı bağış ve yardımların kurum kazancının %5'i ile sınırlı olarak indirilebilmesi bakımından matrahın belirlenmesinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin de dikkate alınması gerektiğine ilişkin ihtirazi kaydı yönünden, davacı lehine verilen kararın bozulmasını gerektiren bir hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu nedenle kararın bağış ve yardımlara ilişkin kısmı korunmuştur.
✔ Sonuç olarak karar üç temel noktaya ayrılmaktadır. Birinci olarak, iki yıldan fazla süreyle şirket aktifinde bulunan iştirak hisselerinin satışından doğan zararın %75'i, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesindeki yasaklama kapsamında istisna edilmiş kazanca ilişkin gider veya istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olarak değerlendirilemeyeceğinden kurum kazancından indirilebilir. İkinci olarak, özel iletişim vergisi, 6802 sayılı Kanun'un 39. maddesindeki açık özel düzenleme nedeniyle, bu verginin kanuni mükellefi olunup olunmadığına bakılmaksızın gelir ve kurumlar vergisi bakımından gider olarak dikkate alınamaz. Üçüncü olarak, bağış ve yardımlara ilişkin uyuşmazlıkta ise davacı lehine verilen kararın bozulmasını gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığından bu kısım yönünden kararın korunması gerekir. Dolayısıyla kararın özü, iştirak hissesi satış zararının %75'inin indirilebileceği, özel iletişim vergisinin gider yazılamayacağı ve bağış-yardım yönünden verilen kararın ise korunacağı şeklindedir.
İstemin Konusu : ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava Konusu İstem : Davacı tarafından, iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesi, özel iletişim vergisi tutarının gider olarak kabul edilmesi ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki bağış ve yardımlara yönelik olarak kurum kazancının %5'inin hesabında, kanunen kabul edilmeyen giderlerin de dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen 2020 yılı kurumlar vergisi beyannamesi üzerine bu çekinceye itibar edilmeksizin yapılan tahakkuk işleminin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 5. maddesinin (1). fıkrasının (e) bendi uyarınca, iştirak hissesi satışının %75'i kurumlar vergisinden istisna olduğu, bu nedenle zarar oluşması halinde, bu kısmın istisna edilen kurum kazancından indirilemeyeceği, bu haliyle oluşan zararın yalnızca %25'nin indirim konusu yapılacağının açık olduğu, buna göre iştirak hissesi satışından doğan kazancın % 75'lik kısmının istisna kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, aynı şekilde, satıştan doğan zararın % 75'lik kısmının da kurum kazancından indirilemeyeceği, öte yandan, özel iletişim vergisinin mükellefinin ruhsat veya genel izin almak suretiyle telekomünikasyon altyapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmeciler olduğu, buna göre, özel iletişim vergisi mükellefleri tarafından verilen telekomünikasyon hizmeti nedeniyle özel iletişim vergisi mükellefi olmayan davacı adına düzenlenen faturalarda yer alan hizmet bedeli üzerinden hesaplanan özel iletişim vergisinin davacı tarafından gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilebileceği ayrıca kurum kazancının %5'inin hesabında, kanunen kabul edilmeyen giderlerin de dikkate alınabileceği gerekçesiyle tahakkuk işleminin, iştirak hissesi satışından doğan zarardan kaynaklanan kısmı yönünden dava reddedilmiş, özel iletişim vergisi ile bağış ve yardımlardan kaynaklanan kısmı ise iptal edilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti : İstinaf başvurularının, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
Temyiz Edenlerin İddiaları : Davalı idare tarafından, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 39. maddesinde özel iletişim vergisinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilemeyeceği ve hiç bir vergiden mahsup edilmeyeceği açıkça düzenlendiğinden özel iletişim vergisinin gider olarak dikkate alınamayacağı, 1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği yürürlüğe girdiği tarihten sonra Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında bağış ve yardımların sınırı olan kurum kazancının %5'inin hesabında, kanunen kabul edilmeyen giderlerin kabul edilemeyeceği ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
Davacı tarafından, iştirak hissesi satışından doğan zararın indirilebileceğine ilişkin idarenin geçmiş tarihli özelgesi olduğu, belirtilen zararın indirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
Taraflırın Savunmaları : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, iştirak hissesi satışından doğan zararın indirilebileceğine ilişkin idarenin geçmiş tarihli özelgesi olduğu iddiasının, görüşünü değiştirdiğinden geçersiz kaldığı, iştirak hissesi satışından doğan zararın kurumlar verginden indirilemeyeceği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Tetkik Hakimi .... Düşüncesi: Davacı temyiz isteminin kabulü, davalı idarenin temyiz istemin ise özel iletişim vergisi tutarının gider olarak dikkate alınmasına ilişkin hüküm fıkrası yönünden kabulü, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki bağış ve yardımların sınırı olan kurum kazancının %5'inin hesabında, kanunen kabul edilmeyen giderlerin dikkate alınması yönünden ise reddi gerektiği düşünülmektedir.
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
KARAR :
İNCELEME VE GEREKÇE :
Maddi Olay : Davacı tarafından, iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesi, özel iletişim vergisi tutarının gider olarak kabul edilmesi ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki bağış ve yardımlara yönelik olarak kurum kazancının %5'inin hesabında, kanunen kabul edilmeyen giderlerin de dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen 2020 yılı kurumlar vergisi beyannamesi üzerine bu çekinceye itibar edilmeksizin yapılan tahakkuk işleminin ihtirazi kayda konu edilen kısmının iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
İlgili Mevzuat : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (A) fıkrasında; vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade ettiği, lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağı belirtilmiştir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun istisnaları düzenleyen 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) işaretli alt bendinin olay tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde; kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlarının % 75'lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu düzenlenmiş, aynı maddenin son fıkrasının (3) nolu alt bendinde ise, iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancının üzerinden hesaplanacağı; 2. fıkrasında, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinde, safi kazancın tespit edilmesinde indirilebilecek giderler sayılmıştır. Ayrıca bu giderlere ilaveten Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu maddede sayılan giderleri de kurum kazancından indirilebileceği düzenlenmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinde ise kurum kazancının tespitinde kabul edilmeyen indirimler sayılmıştır.
6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun "Özel İletişim Vergisi ve Şans Oyunları Vergisi" başlıklı üçüncü bölümünün "Özel iletişim vergisi" başlıklı 39. maddesinin dördüncü fıkrasında, verginin mükellefinin, birinci fıkrada sayılan elektronik haberleşme hizmetlerini sunan işletmeciler olduğu; beşinci fıkrasında, bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, ilgili mevzuatına göre yetkilendirilen elektronik haberleşme işletmecilerinin, Hazineye ödeyecekleri payın hesaplanmasında özel iletişim vergisinin dikkate alınmayacağı, özel iletişim vergisinin, düzenlenecek faturalarda ayrıca gösterileceği; altıncı fıkrasında, bu verginin, katma değer vergisi matrahına dahil edilemeyeceği, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilemeyeceği ve hiçbir vergiden mahsup edilmeyeceği düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar temyize konu kararın, tahakkuk işleminin, bağış ve yardımlardan kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun istisnaları düzenleyen 5. maddesinin maddenin son fıkrasının (3) nolu alt bendinde yer alan yasal düzenlemeyle, istisna edilmiş kazançlara ilişkin giderlerin ve istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararların, istisna dışı kazançlardan indirilmesinin engellenmesi öngörülmüştür. 1984 yılından itibaren geçici maddelerle Türk Vergi Sistemi içinde kendine yer bulan ve sonrasında mevzuatta kalıcı hale gelen uyuşmazlığa konu istisnanın temel amacı kurumların mali yapısını güçlendirerek finansman sıkıntılarını azaltmaktır.
Olayda, ihtirazi kayıt, davacı tarafından, iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin, kurum kazancından indirilebilmesi gerektiğine ilişkin olduğundan, uyuşmazlığın çözümü, söz konusu zararın, değinilen yasal düzenlemede belirtilen "giderler" ve "zararlar" kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesine bağlı bulunmaktadır.
Vergilendirme işlemleri yönünden "gider", kazanç elde edebilmek için yapılan her türlü harcamayı; "faaliyet", iştigal konusuna göre süreklilik gösteren mal teslimi ve hizmet ifasını ifade ederken "zarar" ise satış bedelinin maliyet bedelinden düşük olması sonucu ortaya çıkan bir kayıp olarak tanımlanabilir.
Dolayısıyla, zarar kavramı, bir sonuç niteliğinde olup gider kavramı ile özdeşleştirilmesi mümkün olmadığı gibi davacı şirketin iki yıldan fazla aktifinde bulunan iştirak hissesi satışının, işletme faaliyeti niteliğini taşımadığı da dikkate alındığında, söz konusu satıştan kaynaklanan zarar, ne istisna edilmiş bir kazanca ilişkin gider ne de istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olarak kabul edilebilir.
Öte yandan, iştirak hissesi satışından doğan zararın indirim olarak kabul edilmemesi halinde kurumların söz konusu teşvik mekanizmasından yararlanması engellenecek ve mükelleflere ek vergi yükü getirilerek düzenlemenin ruhuna aykırı durum yaratılacaktır.
Bu açıklamalar doğrultusunda, iki yıldan fazla süreyle davacının aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesi mümkün olduğundan Vergi Mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davacı istinaf başvurusunun reddine dair hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, Gelir Vergisi Kanunu'nun yukarıda kuralına yer verilen 40. maddesinin birinci fıkrasının 6. bendine göre gider vergileri, işletme ile ilgili olmak şartıyla safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmekle birlikte 6802 sayılı Kanun'un gider vergileri uygulaması açısından özel hüküm niteliğindeki 39. maddesinin özel iletişim vergisinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak kaydedilemeyeceği hükmü ile bu genel kurala istisna getirilmiştir.
Özel iletişim vergisinin mükellefleri 6802 sayılı Kanunda sayılan işletmeciler olarak belirtilmiş ise de bu işletmeciler sadece vergiyi tahsil ederek vergi dairesine yatırmakla yükümlü tutularak vergi yükünün hizmetten yararlananlar üzerinde kalması amaçlanmış ve özel iletişim vergisinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak kaydedilemeyeceği kuralıyla ilgili olarak herhangi bir istisna da öngörülmemiştir.
Bu durumda, özel iletişim vergisinin, bu verginin mükellefi olunup olunmadığına bakılmaksızın gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınması mümkün olmadığından Vergi Mahkemesince yazılı gerekçeyle tahakkuk işleminin, özel tüketim verginden kaynaklanan kısmının iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idare istinaf başvurusunun reddine dair hüküm fıkrasında da hukuka uygunluk bulunmamıştır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı temyiz isteminin kabulüne, davalı idare temyiz isteminin kısmen kabulüne
2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının; tahakkuk işleminin, özel iletişim vergisi ile iştirak hissesi satışından doğan zarardan kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkralarının BOZULMASINA,
3.Kararın; tahakkuk işleminin, bağış ve yardımlardan kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idare TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
4.Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca ...-TL maktu harç alınmasına, 12/06/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. / Palmiye Yazılım
KARŞI OY :
Davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar bozulması istenen Vergi Dava Dairesi kararının iki yıldan fazla süreyle aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75'inin kurum kazancından indirilebilmesi isteminin reddine dair işleme ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında istemin kabulünü gerektirecek nitelikte bulunmadığından, davacı temyiz isteminin reddi gerektiği görüşü ile kararın buna ilişkin kısmına katılmıyoruz.
kaynak:Palmiye Mevzuat ve İçtihatr Programı